Yeniden

Yeni bir tekrar bölümü çekiyoruz. Gönül bardağı yine taştı. Dedim boşaltayım tekrardan. Başlık girişindeki ön metinde önemli olan hakkında iki seçenek sundum. Üçüncü seçeneği eklemek istedim ama bulamadım. En kötü ihtimal olarak yere de savursanız bardağın içindekini, elbet bir mahlukata, bir yaşam tohumuna şifa olacaktır. Ziyan olmuyor yani. Ben içmek için kullanmıyorum bu bardaktakini, çiçek sulamak için kullanıyorum. Zaten kendimden uzaklaştırmak istiyorum, neden tekrar içeyim ki?

Çiçek daha çok faydalanır bundan. Bizde çiçeğe bakarak faydalanırız, koklayarak mutlu oluruz. Çiçeğin yanına oturup bardaktan boşalan ile nasılda parladığını, uzadığını, olgunlaştığını görürüz. Olur ya muhabbet ederiz o çiçekle. Yapılan bazı bilimsel çalışmalarda, bitkilerin insani duygulardan etkilendiğini okumuştum bir yerde örnekler ile. Benim çiçeğim beni anlıyor yani. Sevgiyle baktığımda o daha hoş gözüküyor, daha güzel kokular salgılıyor, daha uzun yaşıyor.

Çiçeğimi sessiz bir ormanda, bir çamın dibinde konumlandırdım. Sonra hikayeme giriş yaptım oluşturduğum ormanımda.

Yine dolaşırken yalnız başıma, onunla karşılaştım. O, benim çiçeğim. Oturdum yanına, önce bardağımdakileri boşalttım. Toprağı gönül suyuna doyduktan sonra sevdim biraz. O karşımda, ben bir çama yaslanmış bir şekilde oturduk durduk saatlerce. Bir an çiçek olsaydım dedim, ben onun yerinde olsaydım acaba ne olurdu? Sessiz bir ormanda biri gelecek ihtiyaç duyacağın can suyunu verecek dese inanmazdım. Gelecek saatlerce karşında oturacak dese inanmazdım. Kim bu tertemiz suyu gelecek bana verecek derdim? Ben çiçekken nereden bileceğim insanın halini ya. Herhalde sessiz bir şekilde bende ona bakardım. Konuşurdum onunla susarak. İlk sorum şu olurdu; “Bu tatlı suyu neden bana getirdin?”. O anlardı beni, derdi içten içe belkide bana; “Pınar benim değil, senin nasibin benim gönlümden geliyor, ben görevimi yapıyorum. Eğer bu görevi ihmal edersem ben hayatta kalamam. O tatlı olan senin için. Fazlası canımı yakıyor.” Çiçek olarak ona güzel gözükmekten, hakkı göstermekten başka verebileceğim birşeyim olmazdı. Mana boyutunda teselli ederdim onu. Çama yaslanmış, o güzel bakışlarıyla beni coşturana keşke fazlasını verebilsem diye iç geçirirdim. Koy derdim yükünün hepsini, ben taşırım onu derdim. Sevgi bizim için ihtiyaç derdim. Ama buna izin vermiyorlar. Harman olmak için size sevgi, bize sevgisizlik var diyerek gözünün içine bakardım.

Çiçekle saatlerce bakışmamızdan sonra ayağa kalktım. Sanki doymuş gibi, biraz daha olmuş gibi hissettim. Elimi çiçeğime uzattım, biraz daha okşadım, sevdim onu. Bu istemsiz davranışım belki aldıklarım için bir teşekkürdü ona. Son bir kez kokladıktan sonra gülümsedim ona. Bir sonraki buluşmamıza, bardağın taşmasına kadar hoşça kal dedim.

Bir durgunluk oluyor duygularda. Dün tekne savuran denizin, bugünkü yumuşacık mavi durgunluğu gibi. Yazmak, planla yapılan bir iş değil benim için. Birikmesi gerekiyor bazı şeylerin. Yoksa kelimeler çıkmıyor gönülden. Zorla olmuyor bunlar. İyi ki keşfetmişim bu güzel rahatlatıcıyı, narkozu.

Bir sonraki taşan damlaya kadar görüşmek üzere.

Erkan ÇAVUŞ
19.01.2020