Ne yazsam boş!

Ne yazsam boş geliyor. Önceden içimde sakladıklarımı yazınca rahatlıyordum. Burada da paylaştım bunu. Ne değişecek ki diyorum. Yaz, yaz, yaz neyi anlatacaksın? Ne yanlış? Senin düşüncelerine ters gelenler mi? Bütün bu düzenin en temel yapı taşını bilmeden konuşmak, yazmak boş geliyor artık. Bilgimiz yok ki. Bilginin olmadığı konuda eleştirmek, onaylamak ne kadar doğru? Herkes kendi havasında. Düzeltmek isteyen yok(Birkaç istisna hariç, onlarında düzeltmek için tek araçları, dilleri!). Belkide herkes farkında bu bilgisizliğin. O yüzden görmek istemiyorlar. Düzeltmeye gücün yetmezse, ağlamak, zırlamak hepsi boş.

Bu bir pes etmişlik değil. Yanlış anlaşılmasın. Bu, eldekinin farkında olup, mantıklı bir sonuca ve karara varmaktır. Ve evet, şuanda farkındayım. Sanki çırpınıp durmaktan başka hiçbir vasfımız yok. Kendi doğrularımız veya yanlışlarımızla yargılayıp duruyoruz diğer insanları. Herkes böyle. Bu çok açık ve net olarak şunu gösteriyor; herkes bilgisiz, evet zır cahil. Bu böyle. Asıl bilgiye sahip olmadan karara varmak çok saçma.

Kötülük, iyilik, hepsi birer uydurma kavramlar. İki insan bir araya gelmiş bu iyi, bu kötü demiş. Sonra ayrışma başlamış. Sanki her bir insan kendine ait bir evren kurmak istiyor. Kendi kuralları olan, iyiliği ve kötülüğü kendisinin tanımlayacağı bir evren. Bu konuda herkes tek tabanca.

Her şey manasız ve saçma. Neden geldik? Bütün kilit nokta burası. Diyecekler bazıları; "Yaratıcıya kulluk vazifeni yerine getirmek için...". Tamamda yaratıcı hiçbir şeye muhtaç değilki, bizim ona göstereceğimiz kulluğa muhtaç olsun? O zaman neden? Can sıkıntısından mı?

İyilik için yarışmak ne kadarda saçma, ya da adalet için. Hiçbir zaman kazanacağının bir hükmü yok. Ortalama 70 yaşında ölsen ne katmış olacaksınki bu dünyaya? 70 yılda ne katabilirsin? "Şunu katarım." diyen böbürlenir. Bilemezsin ki. Sen kaotik bir düzenin içindesin. Şimdi yaptığın hesap, şimdi artı, an kadar sonra yanlış olabilir. Bu zifiri karanlıkta gördüm demek gibi birşey. Karanlıkta görme yetisine sahip değilsin, kimi kandırıyorsun? Sen hiç birşey bilmiyorsun.

Her şey o kadar çok bilinmez ki, bu cümleyi bile yazmak bilinmezliği bildiğimiz hakkında bizi böbürlendirmiş olur.

O zaman amacımız ne?

Tamam. Düm düz yaşayalım o zaman. Bilinmezlik rüzgarında savrulalım. Şansımız varsa hayatımız güzel deriz, yoksa iç çekeriz. Çalışırız, emeğimizin karşılığını bekleriz.

Konuşmak çok boş.

Erkan ÇAVUŞ
09.03.2019