İpin ucu nerede kaçtı?

Yakalayamadık bir türlü gibi hissediyorum. İpin ucundaki bende saklı. Yakalayamadım ama pes etmedimde. Ama metabolizmanın bu kısır döngüye alıştığını da inkar edemem. Bu döngü vazgeçtiriyor artık. Boşa dönen çabalar vazgeçtiriyor. Farkında mı değilim, gerçekten mi yok bilmiyorum. Öğrenemedim yıllardır. Sanki problar bozuk gibi. Hatalı ölçüm doğruymuş gibi geliyor. Ya da doğru ölçüm hatalıymış gibi. Bakıp iç çekmek mümkün fakat uygulaması saçma ve mantıksız geliyor. Yoksa ipi çoktan yakaladıkta ipi çeken araca binip, hani ip nerede mi diyorum bunu da bilmiyorum.


Bir adım geride hissetmek kötü bir his. İleriye geçtim sandığım zamanlar göz açıp kapamak kadar hızlı cereyan etti. Kader olarak kabullenmeye başladım şu sıralar. Kadere kim karşı koyabilir ki? Galiba artık tamamen onaylamalıyım. Belki de zamanı çoktan geçti.


Kararlar artık daha keskin. Kader her şeyi kapsıyorsa eğer, benim kararlarımda kaderimin yapı taşıdır o zaman. Canımı tek sıkan, geç kalmışlık. Tek üzüldüğüm nokta insanları saf ve temiz sanmak. Bu sanının, baharımda yanlış olduğunu tespit etmek bir yönden iyi diğer yönden kötü gibi. Kötü ki; eski gülümsemeyle bakamıyorsunuz etrafınıza, eski duyguları besleyemiyorsunuz. İyi; bir adım geri kalmak, iki adım geri kalmaktan daha bir tercih edilesidir. Geri kaldığım nokta ıssız bucaksız kimsecikler yok.


Bugün tekilliğe ulaştım. Ulaştığımda mutlu oldum diyebilirim. Canım birden dönüp arkama bakmak istedi. Baktıktan sonra da boş bir bakış attım. Beynim bir an durmuş gibiydi. Düşünemedi, bakmakla yetindi.


Tutunduk, denedik, farklı deneyimlere yelken açtık. Hepsinden alınması gereken alındı ve bitti. Bu hep böyle oldu, sonu hep bitti bu denize açılmaların. Hep bir kara bulduk. Baktık ki bunun sonu yok. Bir şeyler bir şekilde aşılıyor, sonlanıyor.


Yapamıyorum, bu elimde değil. Değil! Yüzemiyorum sahtelik okyanusunda. Buna yeteneğim yok. Mutlu olamıyorum o yüzden. Kendimi neden yüzenlerle kıyasladığımın da daha bilincine varamadım. Mutluluk, paylaşmanın arzusudur belkide. Mutluluklarımı sahteliklerle paylaşmak mı istiyorum oluyor bu o zaman? Buradan da şu çıkıyor; karada sadece ben varım. Ya da okyanus benim evim.


Ne yapalım? Saygısızlıklara ödün mü verelim? Canımızı sıkanlara yaptığımız bütün uyarılara rağmen “acımadıki, acımadıki” mi diyelim? Güvenimizi harcayanlara sermaye mi olalım? Duygularımızı çiğneyenleri gönül soframıza mı çağıralım?


Ne diyor büyük oyuncumuz, Şener Şen; “Ulan peygamber misin sen?”.

Erkan ÇAVUŞ

01.04.2019