Dokuz Metreküp

Dokuz metreküp, bir vazgeçişin sembolü olsun. Dokuz metreküpün içi karardı bu sefer, tamamen. Hüzünlü bir farkındalık, ışığı söndürdü. Ufukta beklenilen o umut, dokuz metreküpü saran o karanlıkla yok oldu. Olması gerekliydi, zamanı gelmişti. Artık keskin bir karar ile ışıkları tekrar açmanın vakti geldi. Dokuz metreküp ile artık savaşılabilir. Artık yenenebileceğim bir boyutta. Işıkları açtığım an yenmişim demektir, tek bir dokunuş kaldı.

İçi olasılıklarla dolu çok büyük bir hacimle savaşmak yıllar sürdü. Olasılıklar bir bir ayıklandı ve yıllar sonra dokuz metreküp'e kadar düştü. Son kalan olasılıkları ayıklamaya gerek kalmadı çünkü işin ne zevki kaldı ne heyecanı. Savaştım ve yendim. Üsteki vazgeçiş pes etmek değil artık savaşılacak bir nedenin olmayışından kaynaklanan bir vazgeçiş. En değerli, en kalifiyeli, en profesyonel ordum olan "Zamanım" gereksiz yere harcanamayacak kadar can suyu.

Gerek yok zamana oynamaya, kaldıki o kadar zengin değilim(iz). Kumar masasına konamayacak kadar maneviyata sahip zamanımız. Hangi duygu olursa olsun, vakti geldiğinde zamanınızın gerisine itmelisiniz. Ne bir eksik, ne bir fazla; vakti geldiğinde.

Zaman her zaman gebedir. Bu yüzden kaybedecek birşeyiniz yok. Geride kalan geride kalmıştır. İnsanoğlu olarak bütün olguları yaşayacak güce sahip değiliz zaten. Birisini seçersen diğerinden vazgeçersin. Bu bir fıtrat aslında. Yaradılış hamuru. 

Yeni fırsatları kaçırmak ancak geçmişe tapmakla meydana gelir. İnsan fıtratıyla savaşamaz, bir mikroişlemci verilen komuttan ya da sahip olduğu yeteneğinden sapamaz. Eğer sapmışsa bir daha kullanılmamak üzere çöpe atılır. İnsanda böyle, fıtratın dışına çıkarsa zamanın geçmiş çöplüğüne gömülür. Faydasız, mutsuz, amaçsız, kendi cehennemini yaşar. Oysa kendi cennetimiz kendimizin farkına vardığımız anda başlar.

Kendinin farkına varmak demek, insanın farkına varmak demektir. İnsanın farkına varmak, terbiye olmak demektir. Kalın sağlıcakla...

Erkan ÇAVUŞ

19.09.2019